Bağımsız Seyahat ve Gezi Rehberi
Türkiye ve dünya rotaları, günlük gezi planları ve kişisel seyahat deneyimleri.
Doğu ile Batı’nın bu büyülü buluşma noktası, minarelerinden çok daha fazla birinci sınıf görülmeye değer cazibe merkezine sahip.
İstanbul; gezmek için günlerin, hatta haftaların bile yetersiz kalacağı muhteşem bir şehir.
İstanbul, sahip olduğu özel coğrafi konumu nedeniyle tarih öncesi çağlardan beri tercih edilen bir yerleşim yeri olmuştur.
Mezopotamya'nın derin köklerine ve efsanelerine yolculuk! Cizre'den Cudi'ye, saklı kanyonlardan yaylalara Şırnak'ta mutlaka görülmesi gereken yerler bu rehberde.
Yıllardır yollardayım, ülkenin dört bir yanını, dağını, taşını karış karış geziyorum ama bazı yerler vardır ki insanda adeta zaman bükülmesi hissi yaratır. Şırnak da işte tam olarak böyle bir coğrafya. Önyargıları bir kenara bırakıp bu topraklara ayak bastığınızda, aslında Mezopotamya’nın kalbinin burada attığını, tarihin en eski sayfalarının bu vadilerde yazıldığını kendi gözlerinizle görüyorsunuz.
Nuh Tufanı'nın efsanelerinden sibernetiğin babası El-Cezeri'nin izlerine, Asur kalıntılarından bulutlara değen yaylalara kadar Şırnak; adeta devasa ve keşfedilmeyi bekleyen bir açık hava müzesi. Bu topraklarda gezmek sadece yeni yerler görmek değil, insanlığın köklerine doğru benzersiz bir yolculuğa çıkmak demek.
Hz. Nuh Türbesi ve Camii'ndeyim... İnsanlığın ikinci babası kabul edilen Hz. Nuh’un kabrinin bulunduğu, dünyanın en eski ve en manevi duraklarından birindeyim şu an. Buraya adım atmak bile başlı başına kelimelerle anlatılması güç, çok derin bir his bırakıyor insanda.
Kırmızı Medrese ve Mem u Zin Türbesi’ndeyim... 14. yüzyıldan kalma o muazzam kırmızı tuğlalı yapının dokusu, adeta geçmişin ihtişamını günümüze taşıyor ve insanı ilk anda cezbediyor. Tarihin ve ilmin izlerini sürmek isteyenler için burası adeta bir açık hava müzesi gibi.
Hemen yanındaki Mem u Zin Türbesi ise bölgenin en romantik, bir o kadar da hüzünlü aşk hikayesini barındırıyor. Cizre’nin bu iki eşsiz sembolünü yerinde incelemek, o derin hüznü ve tarihi atmosferi solumak kelimelerle anlatılamayacak kadar özel bir deneyim. Tarih, kültür ve efsanenin kesiştiği bu noktada, her adımda adeta zaman yolculuğuna çıkıyorsunuz.
Dicle Nehri kıyısında yükselen bu tarihi kalenin surlarında yürümek ve sibernetiğin öncüsü, dâhi mühendis El-Cezeri’nin izlerini bizzat yerinde sürmek, teknolojiye ve tarihe meraklı biri olarak beni derinden etkiledi.
Yüzyıllar önce bu coğrafyada tasarlanan çarkların, otomasyon harikalarının ve mekanik dehanın izlerini görmek, bir mühendis gözüyle adeta büyüleyici bir deneyim. Tarih ile teknolojinin bu eşsiz buluşma noktasında, geçmişin ilhamını bugün solumak kelimelerle anlatılamayacak kadar özel. Dicle’nin serin esintisi eşliğinde Cizre Kalesi'ni ve El-Cezeri Müzesi'ni keşfetmek, unutulmaz bir seyahat anısı olarak hafızama kazındı.
Cudi Dağı’ndayım ve efsanelerin kalbinde, Nuh’un Gemisi’nin karaya oturduğu inanılan bu topraklarda adım adım ilerliyorum... Mitolojiye ve köklü inançlara ev sahipliği yapan bu dağda olmak, adeta o büyük tarihin ve efsanenin tam ortasında yürüyormuş gibi hissettiriyor.
Doğa ve tarih tutkunları için rotanın en vurucu, en heyecan verici noktalarından biri kesinlikle burası. Cudi Dağı’nın zirvesine doğru uzanan bu coğrafi ve manevi atmosferi solumak, insana hem doğanın vahşi güzelliğini hem de binlerce yıllık sırları aynı anda yaşatıyor. Bu eşsiz rotayı keşfetmek, seyahat defterime kazıdığım en unutulmaz anlardan biri oldu.
Beyaz kalker kayalara oyulmuş yüzlerce mağara ev, sarnıçlar ve saray kalıntılarıyla tam bir kayıp antik şehir. Burası adeta zamanın durduğu bir yer.
Şırnak-Cizre yolunda, Guti ve Asur medeniyetlerinden kalma kaya kabartmalarının yer aldığı bu kanyon, hem tarihi kalıntıları hem de muazzam ambiyansıyla mutlaka görülmeli.
Faraşin Yaylası’ndayım... 2000 rakımı aşan, yaz ortasında bile o nefis serinliğiyle insanı büyüleyen devasa bir coğrafya burası. Doğa yürüyüşü ve kamp için rotanın en yeşil, en ferah yüzüyle karşı karşıyayım.
Aslında bu eşsiz doğayı daha önce de çok merak etmiştim ancak geçmişte güvenlik ve terör riski nedeniyle gidip yerinde görememiş, bu güzelliği ancak uzaktan takip edebilmiştim. Şimdi bu devasa yaylanın ortasında, o serin rüzgarı soluyarak bu nefis coğrafyayı deneyimlemek gerçekten çok farklı bir duygu.
Zümrüt Kaplıcaları’ndayım... Kato Dağı’nın eteklerinde, uzun yolun ve gezinin tüm yorgunluğunu geride bırakmak için sığındığım adeta saklı bir cennet burası. Doğanın kalbinde, dağların eteklerinde yer alan bu şifa noktası, insana hem fiziksel hem de zihinsel olarak derin bir "oh" çektiriyor.
Şifalı sularının sıcaklığıyla tüm yorgunluğum bir anda uçup giderken, etrafı saran vahşi ve etkileyici Kato Dağı manzarasıyla baş başa kalmak huzurun ta kendisi. Doğayla tamamen iç içe, sessiz, sakin ve yenilenmiş hissettiğim bu özel köşe, bu rotanın en dinlendirici ve en keyifli duraklarından biri oldu. Yol yorgunluğunu atmak ve doğanın saf enerjisini hissetmek isteyenler için burası kesinlikle es geçilmemesi gereken eşsiz bir deneyim.
Şırnak gibi hem coğrafi yapısı hem de kültürel dokusuyla kendine has özelliklere sahip bir bölgeyi keşfe çıkarken bazı detaylara dikkat etmek seyahatinin çok daha keyifli ve sorunsuz geçmesini sağlar. Kendi seyahat notlarım ve gözlemlerimden yola çıkarak hazırladığım dikkat edilmesi gerekenler listesi şöyle:
⌦ Bana Mesaj Gönderin
Admin onayı olmadan yorumlar yayınlanmaz.