Bağımsız Seyahat ve Gezi Rehberi
Türkiye ve dünya rotaları, günlük gezi planları ve kişisel seyahat deneyimleri.
Doğu ile Batı’nın bu büyülü buluşma noktası, minarelerinden çok daha fazla birinci sınıf görülmeye değer cazibe merkezine sahip.
İstanbul; gezmek için günlerin, hatta haftaların bile yetersiz kalacağı muhteşem bir şehir.
İstanbul, sahip olduğu özel coğrafi konumu nedeniyle tarih öncesi çağlardan beri tercih edilen bir yerleşim yeri olmuştur.
Pamukkale gezisi için eksiksiz rehber! Travertenlerde gezilecek yerler, Hierapolis Antik Kenti, Kleopatra Havuzu ve bütçe dostu seyahat ipuçları bu yazıda.
Denizli denince akla ilk gelen, uzaktan baktığınızda kocaman bir pamuk yığınını ya da donmuş bir çağlayanı andıran o eşsiz coğrafya: Pamukkale Travertenleri. Yıllardır fotoğraflarda gördüğümüz, Türkiye’nin simge noktalarından biri olan bu doğa harikasını sonunda kendi gözlerimle deneyimleme fırsatı buldum. Ve açık söylemeliyim ki, burası sadece görsel bir şölen sunmakla kalmıyor, adımınızı attığınız ilk andan itibaren sizi binlerce yıllık bir tarihin içine çekiyor.
UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Pamukkale; bembeyaz traverten terasları, şifalı termal suları ve hemen yanı başındaki görkemli Hierapolis Antik Kenti ile dünyada eşine az rastlanır bir rotaya sahip. Hem doğa tutkunlarını hem de tarih meraklılarını aynı noktada buluşturan bu büyüleyici yer, bana kalırsa herkesin hayatında en az bir kez yürümesi, o şifalı sulara dokunması gereken özel bir durak.
Bu yazımda; Pamukkale’de gezilecek yerler, travertenlerde yürümenin ipuçları, Kleopatra Havuzu’nun hikayesi ve ziyaretiniz sırasında işinize yarayacak çok pratik tavsiyeleri kendi izlenimlerimle paylaşıyorum. Hazırsanız, Denizli’nin bu muazzam beyaz cennetini birlikte keşfetmeye başlayalım!
Kalp hastalığı, damar sertliği, romatizma, tansiyon, raşitizm gibi pek çok hastalığa şifa olan suları ile Pamukkale Antik Havuzları, Antik çağlardan günümüze kadar şifa veren bir yer olarak bilinmektedir. Pamukkale'de Hierapolis Antik Kenti'ni göreceksiniz. Hierapolis Antik Kenti'nin içinden yürüyerek yaklaşık 40 dakika sonra Travertenlere ulaşıyorsunuz.
Pamukkale’yi gezmek için hızlandırılmış modla sanıyorum 3-4 saat ancak yeterli olur. Bunun için benim tavsiyem, önce Kuzey Girişi’nden başlayıp Hierapolis Antik Kenti’ni gezin, sonra isterseniz Antik Havuz’a girersiniz. Travertenler ise en sona kalırsa daha iyi olur. Çünkü, bu sayede travertenler yukarıdan başlanıp aşağıya doğru inilip bitirildiğinde, bir daha yukarı çıkmanıza gerek kalmaz.
Travertenlerin nasıl oluştuğunu okulda öğrendiğimiz en basit tabirle, sudaki kirecin çökelmesiyle oluşmuş kayaç türü olarak biliyoruz. Be nedenle uzun uzun tekrar açıklmasını yapmayacağım. Ancak bölgede hediyelik içecek şişelerini satın alırsanız uzun yıllar hatırasını edinmiş olursunuz. Pamukkale Traverten alanında çeşitli yerlerden çıkan termal sular, kenardaki kanaldan devam edip bir kısmı, çökelmenin olduğu traverten katlarına dökülür. Zaman zaman beyazlatmak için bazı katları kapatıyorlar ki Pamukkale beyaz görünümü ile çok çok güzel. Travertenlerden aşağı inerken ayakkabılarınızı elinizde tutmak istemiyorsanız yanınızda mutlaka poşet bulundurun. Ayrıca unutmadan tepede olacağınız için gündüz vakti gidiyorsanız yanınıza mutlaka şapka alın. Yanlız eski pamukkale resimlerine bakanlar, Pamukkalenin günümüzdeki halini görünce biraz buruk bir tad alacaklar. Zira eski beyazlığında değil ve ne yazık ki bu güzelliğin korunması adına büyük önlemler alındığı söylenemez.
Bu havuza Pamukkale ören yerine girilen birinci kapıdan yani güney kapısından ulaşılıyor. Birinci kapının orda bir otopark var. Bu tarih itibari ile güncel otopark ücreti 5 TL. Bu havuz milattan önce 2. yüzyıla ait Hierapolis kentindeki Antik Havuz. UNESCO koruması altında. Mısır Kraliçesi Kleopatra'nın bile bu havuzun methini duyup geldiği söylenir. Havuz termal sular tarafından beslenir ve sıcaklık her daim 36 derecedir. Sırf havuz için gidecekseniz o zman kışın gidin. Yaşayacağınız keyif bambaşka olacaktır. Suyun içerisinde tarihi kalıntıları da göreceksiniz. Su altı çekimi yapmak isteyenler GoPro kameralarını mutlaka yanında götürmeli diye düşünüyorum.
Son olarak, bu eşsiz geziyi sonlandırmak için acele etmeyin ve kapanışı mutlaka gün batımına denk getirin. Güneş alçalmaya başladığında, o bembeyaz travertenlerin üzerine yansıyan kızıllık ve batan güneşin gökyüzünde oluşturduğu renk cümbüşü tam anlamıyla görsel bir şölen sunuyor. Fotoğraf çekmeyi seviyorsanız, günün bu saatinde yakalayacağınız kareler ömür boyu unutamayacağınız anılar olarak kalacaktır. Gezinizi bitirip aşağıya indiğinizde, arabanızı yukarıda bıraktıysanız tepeye geri dönmek için travertenlerin yanındaki taksileri veya servisleri kullanabileceğinizi de ufak bir tüyo olarak ekleyeyim.
Pamukkale’nin bembeyaz travertenlerini gezdik, Hierapolis’in tarih kokan sokaklarında saatlerce yürüdük… Haliyle bu kadar tempolu bir gezinin ardından insanın karnı zil çalmaya başlıyor. "Peki, Pamukkale’ye gelmişken ne yemeli, ne içmeli?" diyorsanız, Denizli mutfağının damak çatlatan birkaç yöresel lezzetini denemeden buradan asla dönmeyin derim. İşte benim gözümden Pamukkale ve çevresinde mutlaka tatmanız gereken o meşhur lezzetler:
Listenin ilk sırasına, buranın tartışmasız kralını koymak gerekiyor. Eğer Pamukkale veya Denizli civarındaysanız, tabelasında Denizli Kebabı yazan bir dükkana mutlaka kendinizi atın. Bu öyle bildiğiniz kebaplara hiç benzemiyor; kuzu eti sakız ağacı odununun ateşinde, özel taş fırınlarda saatlerce kendi yağıyla pişiyor. Önünüze geldiğinde çatal bıçak aramayın çünkü bu kebabın raconu elle yenmesi; zaten et o kadar yumuşak ki lokum gibi kemiğinden ayrılıveriyor. Gerçek bir lezzet patlaması, buraya kadar gelip de yemeden dönmek kesinlikle büyük kayıp.
"Kebap güzel ama bana biraz daha ev usulü, bu topraklara özgü yerel bir şeyler lazım" diyenlerdenseniz, rotayı hemen Çaput Aşı pilavına çevirebilirsiniz. Kuzu etinin asma yaprakları ve özel baharatlarla harmanlandığı, pirinçle buluştuğu çok değişik ve çok lezzetli bir tencere yemeği kendisi. Ana yemekten önce de içinizi ısıtacak, o bildiğimiz tarhanalardan çok daha yoğun ve hafif ekşili tadıyla öne çıkan meşhur Denizli Tarhanası çorbasını mutlaka başlangıç olarak deneyin derim.
Pamukkale gezisini bitirip dönüş yoluna geçtiğinizde ya da akşam otelde keyif yaparken ağzınızı tatlandıracak bir atıştırmalık ararsanız, gözünüz sokaklardaki leblebicileri arasın. Denizli’nin Serinhisar ilçesi bu konuda dünyaca ünlü. Klasik sarı leblebiyi zaten yapıyorlar ama dükkanlara girdiğinizde şaşırıp kalıyorsunuz; çikolatalısından acılısına, karanfillisinden soslusuna kadar onlarca çeşit Serinhisar Leblebisi var. Ben hem yolda atıştırmalık hem de dönüşte eşe dosta küçük birer hediye etmek için çantamı bunlarla doldurdum.
Tüm bu yemek trafiğinin ve traverten sıcağının üzerine ne içilir sorusunun cevabı bence bu şehirde tek. Tabii ki buz gibi bir Zafer Gazozu! Denizli’nin 1950'li yıllardan beri yerel olarak ürettiği bu gazoz, adeta şehrin milli içeceği haline gelmiş. Özellikle o nostaljik cam şişesindeki çilek aromalı klasiği, sıcak bir yaz gününde ilaç gibi geliyor. Fırın kebabının yanına da, traverten tırmanışı sonrasındaki o hararete de en iyi giden şey kesinlikle bu. Buraya kadar gelmişken bu yerel efsaneyi yudumlamadan şehirden ayrılmayın.
Pamukkale alanını 4 saatte bitiren birine, "Günün geri kalanında ne yapabilirsiniz?" sorusunun cevabını vermek yazını zenginleştirir:
⌦ Bana Mesaj Gönderin
Admin onayı olmadan yorumlar yayınlanmaz.